Yunanistan, hazırladığı raporlarla Batı Trakya Türklerine yönelik hak ihlallerini örtbas etmeye devam ediyor
“Yunanistan’da Dini Öneme Sahip Alanlarda Yaşanan Olaylar - 2022” başlıklı rapor Batı Trakya Türklerinin dini özerkliğini yok sayıyor.

Yunanistan Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı tarafından hazırlanan “Yunanistan’da Dini Öneme Sahip Alanlarda Yaşanan Olaylar - 2022” başlıklı rapor Batı Trakya Türklerinin dini özerkliğini yok sayıyor.
Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı tarafından hazırlanan raporda Batı Trakya Türklerinin dini alanda yaşadığı sorunlara değinilmemekle birlikte birçok konuda eksik, yanlış ve muğlak ifadelerin yer alması dikkat çekiyor.
Hazırlanan raporda Batı Trakya Türk toplumunun dini alandaki statüsü ve haklarını belirleyen 1830 Protokolü, 1881 Antlaşması, 1913 Atina Antlaşması ile 1923 Lozan Barış Antlaşması’ndan hiç bahsedilmemesi dikkat çekiyor.
Rapor, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının dini özerkliğini tümüyle ortadan kaldırmayı amaçlayan ‘Trakya’daki Müftülüklerin Modernleştirilmesi’ ve ‘240 İmam’ yasalarını olumlu adımlar olarak gösteriyor.
Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif ile İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa Eğitim Bakanlığının raporu ile Yunanistan’da din özgürlüğü konusunda değerlendirmelerde bulundular.
“Rapor Batı Trakya Türklerinin hiçbir sorunu yokmuş gibi hazırlanmış”
BTTADK Başkanı ve Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif, söz konusu raporun Batı Trakya Türk Azınlığının temsilcileri ve BTTADK ile görüşülmeden, azınlığın hiçbir sorunu yokmuş gibi hazırlandığını belirtti. Böylelikle meselenin başından itibaren yanlış bir yol izlenerek böyle bir raporun ortaya çıktığını ifade etti.
Yunanistan’ın dini, kültürel ve kutsal değerlerimizi kendi siyasetine alet ettiğini belirten İbrahim Şerif, raporda camilerin tamir izinlerinin kolaylaştırıldığından bahsedilmesine rağmen birçok camiye tamir izni verilmediğini, tamir ediliyor bahanesiyle de birçok caminin kaderine terk edildiğini söyledi. Dimetoka’da bulunan Çelebi Mehmet Camii’nin bu duruma en güncel örneği teşkil ettiğini vurguladı.
Bazı camilerin izni konusunda devletin tamir iznine onay vermek için tayinli müftü naibine bağlı bir devlet memuru veya imamın o camide kabul edilmesini şart koştuğunu belirten Şerif, mütevelli ve cami cemaatinin tayinli imamları istememesine rağmen devletin bu konuda milletle inatlaşmaya devam ettiğini vurguladı.
Batı Trakya Türklerinin varlığını dahi kabul etmeyen bir zihniyet tarafından hazırlanan bu raporda devletin azınlığı sokmak istediği kalıbın ortaya çıktığını söyleyen Müftü Şerif, raporda Batı Trakya’nın gerçeklerine dair bir şeyi görmenin mümkün olmadığını belirtti.
İbrahim Şerif, yüzyıllardır bu topraklarda birlikte aynı tarihin, kültürün ve milli hafızanın takipçisi olarak hiçbir zaman ayrılık yaşamadığımız Alevi-Bektaşi kardeşlerimizin sanki Türk Azınlığın bir parçası değilmiş gibi yansıtıldığı bu raporun uluslararası mecralarda güvenilirliğinin sorgulanması gerektiğini söyledi.
Azınlığın gerçek temsilcileri ile görüşülmeden hazırlanan bu raporun hiçbir soruna çözüm bulamayacağını söyleyen Şerif, raporun azınlık nezdinde hiçbir itibarının olmadığını belirtti.
“Taleplerimizin kaynağı uluslararası hukuk”
Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı tarafından hazırlanan raporu değerlendiren İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa ise Batı Trakya’daki müftülük sorununun bir ‘hukuk tanımazlık’ sorunu olduğunu belirterek, Batı Trakya Türklerinin kendi kendine icat ettiği düzen ve uygulamaları talep etmediğini, taleplerimizin kaynağının uluslararası hukuk olduğunu söyledi.
Batı Trakya Türklerinin 1881 İstanbul, 1913 Atina ve 1923 Lozan Barış Antlaşmaları ile 2345/1920 sayılı yasanın uygulanmasını talep ettiğini belirten Müftü Trampa, Yunanistan’ın bu anlaşmaları ihlal ettiğini söyledi.
Raporda İstanbul ve Atina antlaşmalarına hiç yer verilmediğini, Lozan antlaşmasına ise metninin ve ruhunun tahrif edilerek Yunanistan’ın işine geldiği gibi atıfta bulunulduğunu belirten Trampa, son olarak Batı Trakya Türklerine rağmen çıkarılan yeni 4964/2022 sayılı Müftülükler yasasının bir lütufmuş gibi gösterildiğini söyledi. Bu yasanın müftülüklerin özerkliğini tamamen ortadan kaldırdığını, sıradan bir devlet dairesine, bir devlet memuriyetine indirgediğini söyleyen Müftü Trampa, yasanın müftü naibine tombalacılık-lotaryacılık yaptıran bir yasa olduğunu söyledi. Bu yasayla devletin ne uluslararası hukuka ne de insan haklarına saygılı olmadığını gösterdiğini belirten Mustafa Trampa, devletin bu yasayla müftülük makamının itibarını zedelediğini söyledi.
Yunanistan’ın bu toprakların altı asırlık kültürünü, medeniyetini silmek pahasına birçok bölgede Türk-İslam şaheserlerini, camilerini yok ettiğini belirten Trampa, 1913 Atina Antlaşması’na göre Yunanistan’da mezarlıkların vakıf malı olduğu ve dokunulamaz olduğu açıkça belirtilmişken Eğitim Bakanlığının raporunda bunlardan hiç bahsedilmediğini söyledi. Artık Türklerin yaşamadığı bölgelerde mezarlık kalmadığını ifade eden Müftü Trampa, bugün burada Batı Trakya’da on binlerce Müslüman Türkün varlığına rağmen Horozlu mezarlığının talan edildiğini ve devletin bunu örtbas ettiğini söyledi.
“Bu rapor devletin hukuk tanımazlığını meşrulaştırmak için yazdığı bir hikâyedir”
Bu raporu, devletin hukuk tanımazlığını meşrulaştırmak için yazdığı bir hikâye olarak değerlendiren İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa, raporun Müslüman Türk Azınlığın dini özgürlüğü ve özerkliği ile ilgili hiçbir soruna değinmediğini söyledi.
Uluslararası hukuka ve dini özgürlüklere saygılı olduğunu iddia eden Yunanistan’ın bu raporla yapmak istediği şeyin uluslararası alanda kendini aklamaya çalışmaktan başka bir şey olmadığını belirten İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa, uluslararası hukuk göz ardı edilerek Batı Trakya Müslüman Türklerinin kabul etmediği yöntemlerle sorunlara çare bulunamayacağını ifade etti.
İnsanın kimliksiz yaşayamayacağını belirten Müftü Trampa, ahlak ve hukukun ise insanca yaşamak için hepimize gerekli olduğunu vurgulayarak Batı Trakya Türklerinin hakkına, hukukuna, kimliğine sahip çıkmaya devam edeceğini söyledi.